7.812

48.954

10.352

592

Toplam Ziyaret

Kent ve Suç

Sosyal süreç ve mekân karşılıklı ilişki içerisinde aslında birbirlerini etkilemektedir. Bu bağlamda suç, sosyal olgu olduğu kadar mekânsal da bir olgudur. Suç kavramı ele alınırken, zaman ve mekân birlikte kabul edilmelidir.

Suç; işsizlik, yoksulluk ve kültürel uyumsuzluk gibi eşitsizliklerden ortaya çıkmaktadır. Suçun sosyal-mekânsal bir olgu olması, hem sosyal hem de fiziksel yapının mekândaki farklılaşmasıyla ilgili olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, “Suçun oluşumunda mekânın etkisi nedir?” sorusunu düşünebiliriz.

Kent ve suç birbiri ile ilişkili iki kavramdır ve geniş bir araştırma alanına sahiptir. Bu araştırma alanının içine; sağlıksız kentleşme, gecekondu, çöküntü alanları,terör eylemleri, yaşam kalitesinin önemli bir parçası olan kentin güvenlik sorununa kadar onlarca başlık vardır. Kentler de düzensiz ve hızlı nüfus yapısı ,göçmenlerin artması ile zayıflayan sosyal denetim ve mekansal zenginlik nedeniyle suçun işlenmesi için ideal mekânlardır. Bu nedenle tarih boyunca özellikle suç kentlerin değişmez bir sorunu olmuştur aslında.

Günümüzde de bu durum aynen devam etmektedir. Üstelik artan gelir dağılımı adaletsizliği, azalan denetim, suçların artan çeşitliliği kentin güvenlik sorununu farklı boyutlara taşımakta, sorunun büyüklüğünü artırmaktadır. Günümüzde suça duyulan korkunun ya da güvenlik kaygısının yaşanmadığı bir yer yok gibidir.

Buna göre bir mekânın kentli tarafından “güvensiz” olarak algılanma nedenlerinin başında öncelikle kişi üzerinde baskı olmayacak şekilde çevre tarafından görülebiliyor olmak ve kendini rahat hissedecek şekilde çevresini görüyor olmak yer almaktadır.

Görülebilirliğin sağlanmasında; yolların genişlikleri, ağaç ya da diğer peyzaj elemanlarının konumu, kent mobilyalarının konumu ya da ayırıcı elemanlarının varlığı gibi etmenler önem taşımaktadır. Bunların dışında özellikle ışıklandırmanın yeterli olması, güvenlik güçlerine erişebilirlik, günün her saati canlı olan mekânlar ve bakımlı bir kentsel çevrenin de güvenlilik hissini arttırdığı ortaya çıkmaktadır. Komşuların ya da o mekânı sürekli kullananların birbirleriyle olan ilişkileri güven duygusu açısından da önemli görülmektedir.


Nüfus yoğunluğu, boş konut birimlerinin varlığı,erişim fırsatları, kent büyüklüğü ve tasarımı, aktivite alanlarının ve yolların kullanım yoğunluğu, kat adedi, kent merkezine olan uzaklık, fonksiyonların kent içinde konumlanması, aydınlatma elemanlarının yeterliliği, alkol çıkış noktalarının varlığı, araba park yerlerinin varlığı gibi faktörler suçu etkileyen mekânsal faktörlerdir. Önemli alanlardaki ışıklandırmayı

değiştirmek, kör noktalarda ayna-ışık bulundurmak, evsiz insanların uyumaları için oturma sıraları

yerleştirmek gibi küçük değişiklikler kentsel tasarımın suçu kontrol etmedeki gücünü ortaya

koymaktadır. İnsanların özellikle de gençlerin aktivitelerini gerçekleştirdikleri, boş zamanlarını değerlendirebildikleri alanların ve çalışabilecekleri yerlerin varlığının suç oluşumunu azaltmada ve engellemede etkili olacağı düşünülmelidir. Suç dağılımı ve mekan kullanımı arasındaki ilişkide donatıdan yoksun alanların suç oranlarını arttırdığını görülmüştür. Örneğin , gizli kameraların da suçu önlemede etkili bir yöntem olduğunu görülmektedir.

Günümüz kentleşmesinde kör-sağır cepheler, karanlık, ıssız ve sessiz mekanlar insanlara güvensiz bir ortam izlenimi vermesi ile mekânların suça daha fazla teşvik ettiği görülmektedir. Bu durumun önüne geçilmesi için kenti her anlamda yaşanabilir bir yer olarak ele almak gerekmektedir. Çoğu şey gibi kentleşme de insanın doğa üzerindeki bencil isteklerini karşılar. Kent sahip oldukları ve ihtiyaç duydukları ile bir bütün kabul edilmelidir .Doğayı sev ,kentini koru.





76 görüntüleme