MİMARDAN TASARIMA GEÇEN İZ "MEKANIN RUHU"


Mimarlık; çoğu mimarın farkında olmadığı derin bir psikolojik süreçtir.İnsan psikolojisine mekanların etkisi büyüktür. Mekanlar bizlere korunaklı alanlar oluştururken içinde bulunduğumuz mekanın hacmi hareket alanımızı oluşturur. Yapıda kullanılan renkler, malzemeler, kapalı ,açık ,yarı-açık mekanlar, mekanın biçimi, ışık kalitesi, manzarası, boyutu, konumu, işlevi ve sayamadığımız ayrıntılarıyla tasarım bir bütündür. Bu özellikler hem birbirinden bağımsız olarak hem de bir bütün olarak insanı yönlendirir, etkiler.

"İnsanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmazlar."

- Maya Angelou -



Mekanlara olan dokunuşlarımız farkında olarak ya da olmayarak ruhlara olan dokunuşlarımızdır. Tasarımlar temelde ihtiyaca yönelik başlasada ruha da hitap eder ve tasarımcısından izler taşır. Bu izleri oluşturan da mimarla tasarımının arasındaki görünmeyen psikolojik ilişkidir.

Mimarlıkla psikoloji birbirinden uzak alanlar gibi görünsede ortak paydaları insan temelli olmalarıdır. Mimarlıkla psikoloji ilişkisinde tasarlanan yapılara; mimarın birikimi, mekansal algısı, mimari üslubu ve bilinçaltı gibi faktörler etki eder. Mimar tasarladığı yapıda önce kendini yaşatır ve nasıl hissettiğini sorgular. Tasarımındaki çizgilerin arasında gezerken, mekanların işlevleri doğrultusunda nasıl ihtiyaçlar doğurduğunu görür ve çizimine buna göre yön verir. İhtiyaçları karşılarken aynı zamanda kullanıcısıyla mekanın arasındaki ilişkiyi sorgular ve mekana ait olma hissi uyandırmak ister.

Mimarlıktaki esas, insanların ihtiyaçları doğrultusunda hayatlarını düzenleyecek fonksiyonel yapılar tasarlamak olsa da tek amaç bu değildir.


O mekanın insanın hayatında yer edinen; duygu, düşünce ve hayat tarzıyla giderek bağdaşan bir yapı oluşturmaktır. Yani yapılara yalnızca birer beton yığını, ruhsuz yapılar olarak bakmadan içinde yaşadıkça ruhu olabilecek bir yapı özelliği kazandırmayı amaçlamaktır. Yapıların da dili, ruhu ve bizlere mesajları vardır. Tıpkı tarihi yapıların, dönemine ait taşıdığı izler ve mesajlar gibi. Biz mimarlar tasarımlarımızla bunları insanlara fısıldar zaman geçtikçe de hissettiririz.


O zaman mekanlarda kaybolalım ya da kendimizi bulalım.


Yazımın bütününde de ifade ettiğim gibi mekanların ruhları vardır ve bu ruhun temelini biz atıyoruz. Bunu da tam olarak tasarım sürecinde boşluk, özgürlük ve sınırlarla yapıyoruz.


Boşluklar özgürlük alanımız, sınırlar ise bizi kaybolmaktan kurtaran çizgiler...














410 görüntüleme

9820

50.300

11.452

592

Toplam Ziyaret