Tasarımda ki Çizgi

Bir tasarımcının çizgisi olmalı mı?



Okul yaşantımızda birçok kez duyduğumuz fakat sınıf ilerledikçe kavrayabildiğimiz bir konu. Mimarları araştırmamızı söyleyen hocalarımıza buradan binlerce kez teşekkür etmek gerekir. Okul olmasa belki merak edip bakacağımız birçok mimarı tanıyamazdık.

Mimarlık tarihinde, modern mimarlık konusuna geldiğimizde akımlar çıkar karşımıza. Konstrüktivizm, dekonstrüktivizm, brütalizm, kübizm… vs vs. Bu akımların her zaman bir öncüsü ve ya öncüleri olur. Bunu öğrendikten sonra bu olayı daha iyi kavradım. Aslında bir çizgi, bir davranış, bir süreklilik, tasarımcının imzasını oluşturur. Ya da bir akıma dâhil olmasını!



Peki sizin tasarım çizginiz var mı?


Herkesin kendine örnek aldığı, beğendiği, günlük hayatında uyguladığı bir tarzı vardır. Bu kıyafet olabilir, oynadığınız oyunlar, dinlediğiniz müzikler, giydiğiniz çoraplar gibi. İşte tam burada tasarıma geçiyoruz. Tasarım yaparken de kullandığınız bir kalem, kalemi tutuş şekliniz, çizgiye verdiğiniz netlik ve ya eğrilik, mekânlarınızın tamamen camdan olması, sadece pastel renkler kullanmanız ve ya siyah beyazdan vazgeçmemek. İşte burada olan şey sizin tasarım çizginiz. Aslında kimliğiniz. Bu size alışkanlık gibi gelebilir ki bu çok çok normal bir durum. Ama farkında varmalısınız ki bu sizin tarzınız. 40-50 yaşınıza geldiğinizde benim çizgim bellidir diyebilmelisiniz. Ve ya sizden bahseden başka firmalar, o mimarın tarzı bizimkine yakın iletişime geçelim demeli. Yani aslında tasarımcılar isimlerinden çok tarzlarıyla ortaya çıkar. Bu demek değil ki isimleri duyulmaz. Tarzlarını yaşamlarıyla birleştirip, bunu dünyaya hikayeleriyle birlikte sundukları zaman, isimleri de duyulur.



Tasarımlarıyla dikkatimi çeken bir mimar olan Rem Koolhass'ı, Zaha Hadid ve Frank Gehry gibi net bir akım ile anmasalar da, ben Rem koolhas’ın yeni olana yönelmesini , sınırları zorlamasını, gelenekler üstüne köklü değişimler yapmasını, yerleşik düzen üstünde büyük oynamalar yapmasını onun tasarım çizgisi olarak görüyorum. Rem koolhass şu sözleriyle aslında yenilikçi birisi olduğunu belirtiyor. "Etrafımız şehirlerin çöküşe doğru gittiğini düşünen felaket tellallarıyla çevrili. Ben yeniliğe kucak açmış biriyim. Ben esas kimliği güçlendirecek sürekli değişimin yeni yollarını arıyorum. Bu inanç ve inançsızlığın ilginç bir kombinasyonu,"



Bu sıralar belki sadece akımı sevdiklerinden ya da tamamen malzemeden kaçtıklarından olsa gerek, 1950’lerin başında ortaya çıkan, brütalizm akımının örneklerine her yerde rastlamak mümkün. Aslında bazı insanların görüp; daha bitmemiş bu inşaat, boyasını unutmuşlar, demeleri boşuna değil. Betonu çıplak bırakmak, yapının hangi malzemeden yapıldığının göstermek, her mekân da olmasa da bir çok mekanda kullanışlı ve hoş gözüküyor. Sevdiğim bir tasarım çizgisi gün geçtikçe kötüye kullanılıyor ne yazık ki!



Bu akıma geçmişten ve kalıcılığını koruyan bir örnek verecek olursak, İngiltere de Boston Belediye Binasına bir göz atın derim. Brütalist bir mimar olan Paul Rudolph’un yapılarında çıplaklığa rastlamak mümkün. Estetik kavramını da brütalist çizgisi ile ortaya başarılı bir şekilde koyduğunu düşünüyorum.



Ve son olarak Zaha Hadid. Zaha Hadid, dekonstrüktivizim akımını yapılarıyla ortaya koyan bir mimar. Çizgisini, doğadan alan bir insan. Yapılarını inceleyen birisi Zaha Hadid’in, çizgisini biliyorsa, yapının ona ait olduğunu hemen anlayabilir. Bu çizgisinden ödün vermediği içinde, tasarladığı yapıların hayata geçirilmesi sırasında bir çok zorluk atlattığını da söyleyenir.



Tasarım çizginizi belirlemek size kalmış. Bir mimarı örnek alabilirsiniz, belki de tamamen tüm kararları size ait olan bir durumun içine girebilirsiniz. Sonucunda, tasarımlarınıza bakıldığında size ait olduğunu anlamalarını istiyorsanız geç kalmayın…



241 görüntüleme2 yorum

9820

50.300

11.452

592

Toplam Ziyaret